BARYAM BİR-Kİ-ÜÇ

BARYAM BİR-Kİ-ÜÇ

Geleneksel bayram şekeri fotomuzu koyduktan sonra gelelim sadede. Şekerlerin üç tanesi eksildi, geri kalan olduğu gibi duruyor, bayram bitince balkona çıkıp yoldan geçen ahaliye serpeceğim 🙂 Çocukken annemin iğne deliğine sakladığı şekerleri, çikolataları o iğne deliğine girip çıkardığım ve afiyetle mideye indirdiğim günleri anımsayınca dolu şekerlik bana sadece yaşlandığımı hatırlatıyor.
Bayram her zamanki gibi önce yorucu, sonra telaşlı, daha sonra haşat, ardından sıkıcı ve son gün “ee yetti artık” modunda geçiyor. Çok gelenimiz gidenimiz de olmadı aslında ama ilk günkü geleneksel bayram yemeği hazırlıkları biraz yordu, yine de çoluk-çocuk, kardeş-yiğen toplaşıp güle eğlene yemek yemek güzeldi. Ardından kızkardeşle bir çocukluk fotoğrafı canlandırması yapmaya çalıştık. Şunu:
Tabii kızkardeş bu boyda kalmadığı için verdiğimiz poz Küçük Hüsamettin’le Dilenci Teyze şekline dönüştü. Ardarda denediğimiz 20 çekim de hüsranla sonuçlandı ama biz patlayıncaya kadar güldük, neyse ki kapalı mekandaydık 🙂
Bayramın ikinci günü o kadar yorulmuşum ve hava o kadar sıcaktı ki gün boyu güneşte kalmış yavru köpek modunda odadan odaya sürünüp bulduğum yere serildim. Gözümün açık kaldığı ender zamanlarda Candy Crush Saga’da günlerdir uğraştığım 377. leveli atladım, bayrama kısmetmiş 🙂 Juli Zeh’in bilimkurgusal romanı “Temize Havale”nin son sayfalarını okuyup bitirdim, Pınar Sönmez’in “Uyku Kaçsa, Rüya Kalsa” isimli öykülerini yarıladım. Sonra mideye gönderdiğim az şekerli limonata ile ayılıp üzerine krema olarak bir de duş alınca kendime geldim. Ben kendime gelir gelmez de misafir geldi. Onları fındıklı güllaç ile ağırlayıp yolcu ettim, şekerlikten eksilen üç şekerin müsebbibi de yine onlar. 
Akşama doğru akraba ziyaretine karar verip yola düştük. Yengemin esintili terasına yerleşip şu manzaraya karşı serin serin yemek yedik:
Hazır terası bulmuşken kuzenle birer de dilek balonu uçurduk, ee bayramda keramet vardır, belli mi olur ya tutarsa:

Benim balon aya doğru yükseldi, şimdi oradaki kraterlerden birinin kıyısında dileğimi gerçekleştirmek için hoplaya zıplaya hazırlık yapıyor.
Ve sonunda son gün geldi, feci sıkıcı. Öğleden sonra ne olur bilmem ama bizim cadde sadece nüfus sayım günlerinde rastlayacağımız bir popülasyon arzediyor. Geceyarısından sabaha kadar bile dinmez bir trafiğe sahip caddenin bu hali şaşırtıcı:
Sessizlik güzel ama ben harekete alışmış büyük şehir insanıyım, sıkılıyorum bu tenhalıktan. Bitsin bayram, normale dönelim. Hee, bir de şu deniz, güneş, plaj, manzara fotolarınızı paylaşıp nisbet yapmasanız. Haydi kalın sağlıcakla, bir dahaki bayramda sıkılmak üzere…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir