BİR BEBEK ÖYKÜSÜ

BİR BEBEK ÖYKÜSÜ

Sabah evi toparlarken futbol kartları geçti elime, yiğenim kendinde olmayanları seçip olanları bize hediye etmişti geçen gün. Evin erkek nüfusu da dahil pek fazla maç izlemeyen ve Fenerbahçe taraftarı olmaktan öte futbolla ilgisi olmayan ailemize yakışır bir hediye, gülümseyip bıraktım yerine. Dünya Kupası’nın da etkisiyle ilkokul çağı çocuklarında futbol kartları oyuncakların yerini almış durumda bu sıralar. Biz artist resmi biriktirirdik onların yaşındayken, sakızdan çıkardı, elini çenesine dayamış, yanağı benli, saçı karavel Belgin Doruk ile ince bıyıklı Ayhan Işık kartları çiğ renklerine rağmen elden ele gezerdi. Ben her şeyi biriktirirdim zaten-hala da biriktiririm-artist resmi, pul, kartpostal, mektup, davetiye. Peçeteler henüz çeşitlenmemişti benim çocukluğumda, onları kızkardeş biriktirdi. Bir gün sokakta oynarken atılmış bir rulo sinema filmi bulmuş alıp dolabımın en nadide yerine saklamıştım. Delikli kenarından tutarak ışığa doğru kaldırır ve hayalimde o filmi oynatırdım. Bir de kıpkırmızı TV şeklinde kalemtraşım vardı, komşumuzun İngiltere’ye giden oğlu hediye getirmişti 6 tane bebek kartpostalı ile birlikte. TV’nin iki boyutlu plastik ekranını oynattıkça Tom ve Jerry birbirini kovalardı. İşlevinin dışında bir kullanımla bebek evimin en nadide eşyası olmuştu o kalemtraş. Daha evimizde TV yoktu, bırak evi Türkiye’de yayın başlamamıştı ama benim bebeklerimin TV’si vardı işte, hem de kırmızı. 
Çocukluğum boyunca, hatta ortaokulun ilk yıllarında bile bebeklerle oynamaktan büyük keyif aldım. Bir sürü parmak boyutunda, kel, plastik bebeğim vardı. Yaşdaşlarım hatırlayacaklardır, boyayla kırmızı don çizilmiş, pembe-beyaz, kol ve bacakları oynayan minnak bebeklerdi bunlar. Hiç üşenmeden elbiseler diker, makara ipinden saçlar yapıştırır, evler kurar, saatlerce oynardım. En gözde evim babamın yatılı lise yıllarından kalma ceviz bir kutuydu. Muhtemelen traş kutusuydu, sonra benim bebeklere ev oldu, son görevi ise ayakkabı boyalarını muhafaza etmekti, o görevden emekliye ayrıldı. İçindeki bölmeler oda, salon, mutfak işlevi görür, aslında eşya olmayan ama benim gözüme eşya olarak görünen ıvır zıvırla dekore edilirdi. Bebeklerimi çok seviyordum ama  gönlüm saçlı bir bebekten yanaydı. Gel gör ki daha Fatoş bebekleri bile sahne almamıştı Türkiye’de, Barbie’leri ise ancak yabancı moda kataloglarında görüyorduk. İlkokula başlamadan bir umut ışığı yanmıştı aslında, dayım görev icabı Finlandiya’ya gitmiş, ben de ondan bebek getirmesini istemiştim. Gelene kadar hayal kurmuş, mahalle arkadaşlarıma da “dayım Fillandiya’dan saçlı bebek getirecek yeaaa” diye hava atıp bana iyi davrananlara bebeğimi elinde baktırma sözü vermiştim. Havamı aldım tabii, dayım Fil(!)landiya’dan değil bebek oyuncak fil bile getirmedi, robadan büzgülü organza bir elbiseyle bir dizi boncuk ise kırılan hayallerimi onarmaya yetmedi doğal olarak.
Dayım hatasını birkaç yıl sonra tamir edip gittiği İtalya’dan esmer güzeli bir bebekle döndü. Mutluluktan delirmiştim. Ambalajı hala aklımda, pembe üzerine beyaz kalpler olan karton bir kutunun içinde parlak, simsiyah saçlı, uzun kirpikleri mavi gözlerini gölgeleyen, nokta ağızlı, kırmızı yanaklı, çizgili tshirtli bir afet. Kutunun üstündeki İtalyanca yazıyı anlamını bilmeden ezberime almıştım, bugün bile aklımda kaldığınca tekrar edebilirim: “Bambola per tutti, bambina del mon”. Bebek o kadar küçük dayımın nişanlısının annesine benziyordu ki annem adını “Hadiyanım” koydu. İsim hiç içime sinmedi tabii ki, şimdi unuttuğum bir sürü farklı isimle hitabettim ona ama tuhaftır tek Hadiyanım kaldı hatırımda. 
Hadiyanıma ilk anda duyulan coşku yavaş yavaş küllendi, ben yine minnak evlatçıklarıma ve “kesme bebek” dediğim kağıttan giysili karton bebeklerime döndüm. Hadiyanım aksesuar olarak bir süre vitrin üstünde durduktan sonra küçük kardeşimin mülkiyetine geçti, parlak siyah saçları tarazlandı, kirpikleri döküldü, yanakları soldu, ölümü de onun elinden oldu, oyuncak bebekler cennetine yolcu ettik 🙂
Sabah sabah nerden bu konuya geldiysem, ülke gündeminden öyle bunaldım ki kendimi çocukluk anılarıyla avutmaya başladım galiba. Eh siz de seviyorsunuz zaten anı okumayı, bu da burada dursun bakalım. Kalın sağlıcakla…
Not: Fotoğrafta minnak bebeğimle minnak halimi görmektesiniz 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir