DÜŞÜNCELER, ANILAR

DÜŞÜNCELER, ANILAR

Ankara dün bana böyle hoşgeldin dedi. Normalde söylenip dururdum ama 8 aydır boş duran ve işlek bir ana cadde üstünde olduğundan tüm kışın isini-pisini çeken bir evi temizlemekle meşgul olduğumdan çok fazla aldırmadım yağmura ve yoldan akan sele. Bir yandan temizlik yaptım bir yandan burada geçen yılları düşündüm. 
17 yaşındaydım bu semte taşındığımızda, liseyi bitirmiş, üniversite sınavına girmiş, sonuç bekliyordum. Bulutlu bir Eylül günü, evi temizlemeye gelmiş ve ilk kez görmüştüm hayatımın büyük bir kısmını geçireceğim evi. Ramazandı ve ben oruç tutmaya niyetlenmiştim o sene; annem, bir komşu teyze ve ben Güvenpark’ta pazarlık edip yanımıza kattığımız temizlikçi kadın ile girmiştik kapıdan içeri. Beni evden ziyade sonunda sahip olacağım oda ilgilendiriyordu. Henüz Virginia Wolf ile tanışmamıştım ama “kendine ait bir oda”nın öneminden haberdardım. Annem, komşu teyze ve temizlikçi kadın evin diğer bölümlerini paklarken ben payıma düşen odaya yönlendirilmiştim. Bir yandan silip süpürüyor, bir yandan da nasıl döşeyeceğimin planlarını yapıyordum. Zaman zaman eksik malzemeleri almak için apartmanın altındaki bakkala gittiğim de oluyordu. Henüz tanışmadığmız bakkal kırmızı yüzlü, sarışın, sinirli ve meraklı görünümlü bir tipti. Her alışverişte başka bir konuda sorgulanıyordum. Sonraları yan apartmanda oturduklarını öğrenecek ve ahbap olacaktık, dünya tatlısı karısı 3 yaşındaki kardeşim tarafından en iyi arkadaş(!) olarak ilan edilecekti. Vakit ilerliyor ama temizlik bitmiyordu, oruç mideler guruldamaya. başlar ağrımaya başlamıştı ki temizlikçi kadın isyan etti: “Bu evde çok kapı var, anlaştığımız paraya olmaz”. Annem ve komşu teyze kadının isyanını bastırdılar bastırmasına da o kapılar her temizlikte bizim başımıza dert olmaya devam etti, hala da öyledir. Mimar kapı seven cinstenmiş anlaşılan 🙂
İkindiye doğru çok acıkmış olmalıyım ki yine bir temizlik malzemesi için indiğim bakkaldan dönerken yan binanın altındaki kebapçıyı keşfettim. Ön cephe boylu boyunca camekandı ve o camekanın üstüne acemice çizgilerle pide ve kebap resimleri çizilmiş, altına da isimleri yazılmıştı. Gözüm pastırmalı pideye hiç benzemeyen pastırmalı pide çiziminde yutkunarak eve çıkmıştım. Ne kadar canım çekmişse hala o anı düşündükçe ağzım sulanır, pastırmalı pide yemek isterim. Mahalle esnafı işyerlerine yakın olmak istiyorlarmış ki kebapçı dükkanının sahibinin de bitişik dairemizde oturduğunu öğrendik çok geçmeden. Sevimli hayalet Casper’e benzeyen Mehemmed emmimizle karısı yeşil gözlü güzel Kifo hayatımıza bir daha çıkmamacasına girdiler böylece. Kapı aralığından uzatılan kebaplar, künefeler, ekşi erikli dolmalar, bulgur küfteleri pastırmalı pideye olan aşermemi gidermese de onlarla birlikte girdi evimize, hayatımıza.
Akşam üstü temizlik bitmiş, daire taşınmaya hazır hale gelmiş, bakkalla tanışılmış, pastırmalı pideye aşerilmiş olarak ayrılmıştık yeni evimizden. Ömrümüzün kalanı burada geçecekti artık. Ben 17 yaşımdan evlenene kadar sürekli oturup, sonraları en az yılda 4-5 defa gelecektim buraya. Annemin ölümünden sonra hüzün verse de gitmesek de gelmesek de o ev bizim evimizdir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir