GEZELİM, GÖRELİM, KEŞFEDELİM (ANKARA4)

GEZELİM, GÖRELİM, KEŞFEDELİM (ANKARA4)

Şimdi Ankara’dayız ya, bizde vakit bol. Baba da burada, gezdirmek lazım. O’na ne kadar hitap eder tartışılır ama kaç yıldır adını duyup kendini görmediğimiz bir harikayı artık görme vakti geldi diye düşündük ve yola düştük. Zaten Ankara’da gezilip görülecek kaç mekan var. Önemli olan gittiğin yerde bir şeyler yakalamak. Sözünü ettiğim harika Sincan’daki Harikalar Diyarı Parkı. Ulaşım zorluğundan dolayı hiç niyet etmemiştik ama yeni açılan metro hattıyla işler kolaylaşınca harekete geçtik.
Zor olmasa da uzun bir yolculuk oldu. Önce Ankaray’la Kızılay’a gittik, oradan Metro’ya geçiş yapıp Batıkent’e ulaştık. Batıkent’te bekleyen trenlere aktarma yapıp devam ettik. Aşağı yukarı bir saat sürdü. Yeni açılan metro hatları sanırım sinyalizasyon nedeniyle biraz ağır çalışıyor. Yine de klimalı ortamda oturarak yolculuk ettiğimiz için sorun olmadı. Harikalar Diyarı istasyonunda inip doğrudan parka girdik. Hava hatırı sayılır ölçüde sıcak, park hayli büyük olduğundan “Masal Adası”na ulaşana kadar haliyle biraz yorulduk.
Çimlerin üstünde muhtemelen park içindeki düğün salonunda akşama törenleri olacak sarışın bir gelinle saçları erken ağarmış bir damat fotoğrafçıya terler akıtarak poz vermekte idiler. Yanlarından geçip Cüceler Ülkesi’ne düşmüş Güliver silüetiyle ufukta görünen Masal Adası’na doğru ilerledik.
Güliver amca ön cepheden daha görkemli görünüyordu:
Kapıda bizi Pambık Pirenses’le 7 güççük yavrusu karşıladı. Yalnız bugüne kadar siyah saçlı tanıdığımız prenses hanım modaya uyup saçlarını sarıya boyatmış. Eee yılların Pamuk prensesi, ağarmıştır artık o saçlar, o da hayatında bir değişiklik yapıp sarıya çevirmiştir.
Pamuk hanımın yüzündeki ifade “Ne işiniz var bu sıcakta burada, otursaydınız ya evinizde, bizi de taciz etmeseydiniz, Pazar temizliği yapacaktık” der gibiydi aldırmadık. Ne de olsa yıllarca huysuz üvey ananın yanında yaşadı, huy kapmıştır az da olsa. 
Pamuğu domestikliğiyle başbaşa bırakıp Şirinler’in köyüne yollandık. İnsan evladı dediğin böyle olur, kapıda pastayla karşıladı bizi Aşçı Şirin, Şirine de hemen kalemini çıkarıp not defterine bir imza istedi. Ünlü ziyaretcilerden imza almak huyuymuş övünmek gibi olmasın 🙂
Aaa o da kim? Eski dostum Sevimli Hayalet Casper. Yıllardır görüşmemiştik, sarıldık, kucaklaştık, pek özleşmişiz. Huyunu suyunu bildiğimden kulübeden gelen homurtular ve arkadaki kötü hayaletlerin yüz ifadesi hiç umurumda olmadı. Eski dost Casper’in himayesindeydim ne de olsa…

Biz Casper’le yumoş yumoş muhabbet ederken yukarılardan bir yerden kılıç şakırtıları ve “Atıl Kurt!” sesleri geldi. Kafayı kaldırdım ki ne göreyim, Tarkan ve köpeğimsi kurdu ya da kurdumsu köpeği kayaların ucundan dost muyuz, düşman mıyız diye bizi gözlüyor. Hemen altında da Karaoğlan kılıcını çekmiş alesta bekliyor. “Selam dünyalı, biz dostuz” dedik ve yolumuza devam ettik. Neme lazım, babamın gözleri biraz çekik, Çin imparatoru falan sanır, durduk yerde başımıza iş almayalım.
Tarkan’dan paçayı kurtarıp biraz ilerledik, baktık Nasreddin Hoca suyun başına oturmuş, elinde yoğurt kabı. “Hayrola Hoca” dedik, “ne yapıyorsun?”. “Göle maya çalıyorum” dedi. “Hay çok yaşayasın Hoca, göl maya tutar mı?” dedik. Tuhaf tuhaf yüzümüze baktı, “yahu” dedi, “bunca zamandır bu fıkra anlatılır, hala öğrenemediniz mi cevabımı da rahatsız edip durursunuz, ikileyin.” Süklüm püklüm ayrıldık huzurdan. Keloğlan arkamızdan şarkı söylüyordu:
“Ben bir garip Keloğlanım, eşeğimin yok palanı
Varım yoğum doğruluktur, hiç sevmem ben yalanı
Bir kocakarı anam var, üç-beş tavuk bir de inek
Bazı konar kel kafama evsiz barksız birkaç sinek”

Red Kit’le, Daltonlarla, Temel Reis’le, Tenten’le, Pinokyo’yla ve daha bir sürü kahramanla selamlaşıp hasbıhal ederek yürümekten terlemiş ve yorulmuştuk ki Oburiks’i o sıcakta sırtında dikilitaşla görünce halimizden utandık. “Kolay gelsin aga, yardıma ihtiyaç var mı?” dedik. Bırak cevap vermeyi, dönüp bakmadı bile, “Ne diyor bunlar ya?” dercesine kafayı sallayıp nakliyata devam etti. 
Yeterince yorulmuştuk artık dönüş yoluna düşmüştük ki önümüze Barnie ve Betty Moloztaş çıktı. Hal-hatır sorduk, iyilermiş, Bambam boks antrenmanına gitmiş, vaktimiz kısıtlı olduğundan Fred ve Vilma’ya görünmeden sıvıştık. Çakıl oracıkta Dino ile oynuyordu, yanağından bir makas almayı ihmal etmedik tabii ki.
 
Dönüş yolunda önümüze çıkan eşeğe benzeyen ağaç güldürdü bizi:

Harikalar Diyarı’nın masal kahramanlarına, ağaçlarına, çimenlerine, fıskiyelerine, ördeklerine veda edip ayrıldık sonra. “Bir daha gider misiniz?” derseniz cevabım “Hayır” olur ama çocuklarınızı ve içindeki çocuğu hala koruyanları bir kez, daha serin bir havada ziyaret ettirseniz hoşlarına gidebilir.
Yeni bir mekanda görüşmek dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir