GEZELİM, GÖRELİM, KEŞFEDELİM (ANKARA7)

GEZELİM, GÖRELİM, KEŞFEDELİM (ANKARA7)

Güne biraz panikle başladım bugün, saçımı kuruturken kahkülüme doladığım fön fırçası “Ben burayı çok sevdim, ebediyen yaşamak istiyorum” diyerek ayrılmak istemedi. Kolundan ne kadar çekiştirdiysem de “ııh, gelmiyorum kardeşim” diye ayak diredi. “eyvahlar olsun” dedim, “zaten iyice seyrelen saçlarıma kahkülümü de kurban olarak vereceğim”. Ne etsem diye düşünürken elime bir tükenmez kalem içi geçti, tek tek telleri onunla ayırdım fırçanın üstünden de arsız kiracıyı defettim başımdan. Eh madem saçı kurtardık size evvelsi gün kızkardeşle yaptığımız “Anadolu Medeniyetleri Müzesi” turumuzu anlatayım.
Bu defa Kale’ye çıkış yolumuzu uzattık ve Ulus’un arka sokaklarına daldık. Yıkılmak üzere olan şu güzellikleri fotoğrafladık:

Daha pek çok vardı ama önlerine parkeden araçlar ve yolların darlığı engelledi, sonra şu parmaklıkları gördük, sahibi yaratıcı ve neşeli biriymiş anlaşılan:
Yokuşlar tırmandık, merdivenlerden çıktık, ter akıttık, nefes daralttık, sonunda müzeye ulaştık. Önce bahçeyi ve satış mağazasını turladık, kızkardeş de ben de müze satış mağazalarına bayılır ve asla boş çıkmayız, gelgelelim bir şişe sodayı 3 liraya satmasalar iyi olacak.
Rahmetli misafiri ve yiyip içmeyi seven biriymiş anlaşılan, mezar taşına kabartmasını o şekilde yapmışlar 🙂
“Bu küplere altın dolsa
O altınlar benim olsa
Herkes bunu haber alsa
Seyreyle sen gümbürtüyü”
Efenim bu antik çağın billboardı imiş, inanmıyorsanız okuyun, “Çocuklarınıza SMA marka mama yedirin” diyor. Ben öyle yapmıştım, gururluyum. (Minaaa, beni okumuyorsun inşallah)
Ortalık Japon turist kaynıyordu, içeri girdiğimizde maden eriten şu figürü gördüğümüz anda Caponlardan biri uygulama yapmak için kendini podyuma atmış sandık, meğer canlandırma imiş. Ve fekat çok başarılı idi, adamın suratı bile sıcaktan kızarmıştı.
Bütün dayatmalara rağmen Angaramızın simgesi geyiklerimiz ve güneş kurslarımız. Mebzul miktarda sergilenmekten vitrinlerde.
Bu küçük hanım MÖ 3000’in sonlarında Hasanoğlan civarında yaşamış ya da yaşatılmış 🙂 Maskesi, göğüsleri ayak bileklerindeki halhallar altından, kendisi elektrumdan yapılma imiş (Elektrum ne Minaaa?).
Bu çivi yazısı tabletlere bayıldım, keşke birini bana verseler, dantel gibi ayol. Söz evin en güzel yerine koyacağım, lütfen, lütfen…
Eskinin insanlarının estetik duygusu oldukça gelişmiş, şu çanak çömleklerin zerafetine bakın. 
İkiz boğalar, sıvı kabı olarak kullanılıyorlarmış. Kuyruklarının yönü dışında her şeyleri aynı. Hurri-Murri benzeri bir de isimleri vardı ama tam olarak hatırlayamadım. 
Olup bitenler için kazan kaldırayım istedim ama çok ağırdı kaldıramadım 🙂
Müze gezisi bitince Koyunpazarı’na doğru yollandık, yangın çıkan binayı gördük, neyse çok fazla hasar yokmuş. Sonra bir Pirinç Han yaptık mutadımız üzere:
Son olarak, hayatının bir döneminde-daha ziyade çocukluk-duvarında bu halıdan asılı bir eve girdim ya da yaşadım diyenler parmak kaldırsın 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir