GÜNDELİK HAYATTAN VIR VIR VIR…

GÜNDELİK HAYATTAN VIR VIR VIR…

Sabah güne çok sevinerek başladım. Çünkü mail kutumda Tchibo’dan bir ileti vardı ve başlığı “Sayın Leylak Dalı, Bu habere çok sevineceksiniz” şeklinde idi. E adamlar değer verip göndermişler, onları mı kıracağım, ben bir sevin, bir sevin, dünyayı unuttum sevinçten. Neden sonra aklım başıma gelip de mesajı açtığımda sevindiğim şeyin pijama, iç çamaşırı ve spor ürünlerinin Tchibo’da artık sürekli olarak bulunacağı olduğunu öğrendim. O kadar çok sevinmiştim ki tekrar sevinmeye üşendim, zaten her üçünden de bir kere bile almışlığım yoktu, niye sevindim onu da anlayamadım 🙂
Dün durakta otobüs beklerken yanıma turist bir karı-koca (ya da ben öyle düşündüm) yanaştı, erkek olanı “du yu şpik ingliş” dedi. En nemrut halimle “no” dedim. Aldırmadı, “hiir iz bas steyşın” dedi. “yes” dedim. “Lara?” dedi, bi daha “yes” dedim ve bu kadar akıcı İngilizce konuşabildiğim için kendimi tebrik ettim. Sonra otobüs geldi, otobüsün levhasında Lara yazıyordu, karı koca otobüse koştular, ne hikmetse binmeyip şoföre bir kez daha “Lara?” diye sormak için beklediler. Yer mi Anadolu çocuğu levhada “Lara” yazarken onay için tekrar sorulmasını, bunları almadan gitti. Tekrar yanıma geldiklerinde baktım kadının sapında oldukça abartılı süsler olan güneş gözlüğünün camının sol üstünde “Gucci” yazıyor ama yetmemiş olacak ki camın tam ortasında bir de “Gucci” yazan irice, şeffaf etiket yapışık. Kadın kıyıp çıkartamamış, eh alan var alamayan var, şan olsun. Dünyayı “ICCUG” yazan bir perspektiften görüyor olmak da tercih sebebi olabilir tabii ki, bana ne. Hem zaten otobüsüm geldi bindim, muhtemelen sora sora Bağdat’ı bulmuşlardır.
Bu aralar benim blog ve Face dostları arasında granny square motifleri örmek fena yaygın. Her gün biri tığladığı motifleri koyup imrendiriyor. Kaç kez çekmece dolap karıştırdım birkaç sap ip bulmak için ama yok. Evde ne kadar yün, orlon varsa çıkarmışım elden, şaşıp yanılıp örer de carpal tunnel sendromdan muzdarip ellerimin uyuşmasını tekrar azdırırım diye. Ama Allah sizi inandırsın onlar ördükçe adeta aşerdim. Zira pek severdim örgü örmeyi. Sonunda dayanamadım, “ülen” dedim, “git al birkaç çile yün, ha ellerin ve sabrın izin verir de örersen biter, örmezsen de bırakırsın dağınık kalır”.  Hem kırk yılın başı TV’de bir program, bilgisayarda bir film izleyecek oluyorum, el boş gönül hoş izlemekten sıkılıyorum, o arada attırırım iki motif, varsın üç senede bitsin. Biterse battaniye olur, bitmezse de yarım kalan işler koleksiyonunda yerini alır.
Antalya’da hava halen pek güzel, pastırma yazı bütün görkemiyle hükmünü sürdürüyor. Birazdan çıkacağım ama önce zeytinyağlı biber dolması yapmam gerek izninizle, haydi battaniye örenleriniz çok olsun…
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir