HAFTA SONU, HAFTA BAŞI VE YILIN İLK FİLMİ

HAFTA SONU, HAFTA BAŞI VE YILIN İLK FİLMİ

2015’in ilk haftasını yarım da olsa geride bıraktık. Eski hamam eski tas gidiyoruz. Ev dışı ilk etkinliğimizi de dün yaptık. Hava kapalıydı, yağmur beklentisi vardı ama o kadar sıkılmıştım ki önce çantaya bir şemsiye, sonra da kendimi dışarı attım. Eski bir öğrencimizin mekanında hem onu görüp, hem çay içmeyi planlamıştık ama izin günüymüş. Biz de gidip turunç ağaçlarının altındaki kaldırım cafelerinden birine yerleştik ve kahve ısmarladık. Tesadüfen yoldan geçen bir arkadaşımız da bize katılınca kahveleri üçledik ve sonrasında çay içmek üzere onların evine yöneldik. Kime niyet kime kısmet buna denir. Çaylı sohbetli bir-iki saatten sonra arkadaşları da alıp niyet ettiğimiz üzere yemek yemeye gittik. Antalya usulü piyaz ve şiş köfteyle günü tamamladık. Evden çıkmadığım 5 günün acısını böylece çıkarıp ertesi günün planını bile yaptık. Niyetimiz aynı arkadaşla “Son Umut” filmine gitmekti. Son anda onun mazereti çıkınca ben eylemi tek başıma gerçekleştirdim. 
Öğlen bindiğim dolmuş doluydu, yaşı bana yakın bir kadın kalkıp yer verince reklam filmindeki gibi “Bana teyze teyze dedileeeeeer” diye bağıracaktım neredeyse ama neyseki açıklama “ben ineceğim, siz buyrun” olunca gönül rahatlığıyla yerleştim koltuğa 🙂 Sinemanın olduğu AVM’nin önünde indim, üstgeçitin merdiveni arızalıydı, aralarına sigara izmaritleri dolmuş yüksek basamaklardan söylene söylene, güm güm atladım. Havada nereden geldiğini anlamadığım bir ızgara ciğer kokusu vardı, midem bulandı. İçeri girince karnımın acıktığını farkettim, yemek katındaki hiçbir şey hitap etmedi, Migros’a girip peynirli poğaça ve ayran aldım, film başlamadan bitirmek için boğula boğula yedim. Derken salonun kapısı açıldı, koltuğuma yerleşip arkama yaslandım, arızalıydı galiba neredeyse yatacaktım. Bir pazartesi gününe ve gündüz seansına göre oldukça kalabalıktı, önce 15 dakika reklam izledik, reklamdaki kadın benim dolmuşta yapamadığımı yapıp “Bana teyze teyze dedileeeeeer” diye zır zır bağrındı. Sonra film başladı.
Film hakkında ne düşünsem bilemedim. İlk başta “The Water Diviner” isminin “Son Umut” olarak çevrilmesini garipsedim. Sonra Ayşe rolündeki, “ben kesinlikle Türk değilim” diye bağıran oyuncuyu. Belki yabancı gözüyle izlesek daha iyi bulabilirdim ama yerli olarak gözüme batan epeyce ayrıntı oldu. İyi yönleri de vardı elbette, savaşa bakışı çok iyiydi, bir destan düzmemiş, olumsuz yönlerini güzel diyaloglarla ortaya koymuştu. Yılmaz Erdoğan’ın oyununu beğendim sonra, Cem Yılmaz’a gelince Cem Yılmaz’dı işte. Ne bir eksik, ne bir fazla. Kendini oynamış, Çanakkale Savaşı’na katılsa böyle şavaşırdı muhtemelen. Hele o “Av Mevsimi” filmindeki şarkılı sahneyi buraya da  “Hey Onbeşli” ile taşıması “niye kendini tekrarladı ki” diye düşündürtmedi değil. İstanbul’dan Afyon’a giderken yolun Fethiye Kayaköy’e düşmesi bana epey garip geldi ama yabancılar anlamaz nasılsa 🙂 Sonuçta pek sevmedim ama izlediğime pişman da olmadım, merak edecektim zira. Tavsiye beklemeyin, istiyorsanız izleyin, izlemezseniz de pek bir şey kaçırmış sayılmazsınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir