HAFTA SONU

HAFTA SONU

Kasımı ortaladık bile, günler nasıl akıyor anlamıyorum. Biraz durgunluk var bu ara, pek evden çıkmıyorum. Zaman bilgisayar başı, kitap, günlük bir battaniye motifi ve gündelik ev işleri rutininde geçiyor. Üç gündür yağan yağmur hızını alıp Pazar sabahı güneşle uyanınca artık dışarı çıkma vakti gelmiştir dedik, gecikmiş bir kahvaltının ardından sokağa attık kendimizi. Rotamızı Atatürk Parkı’ndan başlattık ama anladık ki Pazar günleri burada yürüyüş yapmak pek akıllıca değil. Parkın girişinde koca koca otopark alanları mevcutken birkaç adım atarlarsa incileri dökülecek halkımız tank boyutundaki cipleriyle illa parkın içindeki yürüyüş yollarını da işgal etmek zorundaydılar. Karşıdan gelen araçlara yol vermekten köşe kapmaca oynadık adeta. Hem bu araç sahiplerini, hem de araçlara içeri giriş izni veren yetkilileri buradan kınıyorum. Onların da çok umuruydu 🙂
Sonuçta “Falez Parkımız canımız, feda olsun adımlarımız” diyerek her zamanki parkurumuza yöneldik. Manzara olağanüstüydü, Beydağları günün her saatinde ayrı bir güzelliğe gebe.
Parka girdik girmesine de bir tuhaflık vardı, her zamanki yürüyüş patikasının iki yanı kazılmış ve parktan ayırmak için lükstrünler dikilmeye başlanmış. Esbab-ı mucibesi nedir anlayamadım ama umarım hayırlı bir iş içindir. Parkı yandaki otelden ayıran duvara sarılmış Amerikan asmaları artık kızarmaya başlamış, sonbaharın en sevdiğim görüntülerinden biridir.
Girişteki kedi barınağı nedeniyle tombalaklaşmış kedileri arkamızda bırakıp yürümeye devam ettik. Bir tanesinin renkleri şahaneydi, üstüne adeta ressam paleti dökülmüştü. ama çok ürkekti, tüm uğraşılarıma rağmen fotoğrafını çekmeyi başaramadım, kaçıp saklandı. Yeni gelmiş muhtemelen zira diğerleri gönüllü modellik yapmaya pek teşnedir. 
Yorulduğumuzu farkedince cafelerden birine girip kumkuatların yanında bir masaya yerleştik ve kahvelerimizi höpürdettik. 

Tepemizdeki ağaçtan boş bir kuş yuvası sallanıyordu. Balkondaki kumruları buraya mı getirsem, yuvayı bizim eve mi götürsem karar veremedim. Sonra baktım bizim tombul kumrular daha girişte sıkışıp kalır, caydım. Varsın serçeler sebeplensin.
Kahveleri bitirip yürüyüşe devam ederken eski bir arkadaşa rastladık, birlikte yürüyüp üstüne bir de çay içerek sohbeti ve günlük geziyi sonlandırırken güneş de dağların ardından şahane bir görüntüyle batıyordu:
Gece biraz diz ağrısı çeksem de değdi doğrusu…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir