HAFTALIK

HAFTALIK

Artık “güzel” demekte zorlandığım ülkem çok acı günler geçirmekte geçen haftadan bu yana. Tadımız tuzumuz kalmadı, bir umutsuzluk denizinde debelenmekteyiz. Gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız hayretten hayrete sürüklerken giden yüzlerce canın acısı da yüreğimizi dağlamakta. Dileğim tez zamanda ülkece feraha ermemiz, hayatını kaybedenlere Tanrıdan rahmet, yakınlarına sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elden.
Bir haftadır kilitlendik adeta, gözümüz TV’de, Twitterde iyi bir haber almak için bekleştik durduk. Yine tek kurtarıcım kitaplar oldu, okudukça okudum. Kimi daha beter dağıttı, kimi bir gülümseme oturtabildi yüzüme. Şöhret Baltaş’ın “Annemle Konuşmalar”ını okudum bir çırpıda. Hasta yatağındaki annesinin başucunda geçmişiyle ve annesiyle hesaplaşmalarını kağıda dökmüş yazar. Hastane sahneleri o kadar tanıdık ki yazarla yer değiştirdim sanki okurken. Kısacası çok etkilendim, hüzünlendim, dağıldım. Ardından Yaprak Öz’ün bir polisiyesini aldım elime: “Berlinli Apartmanı”. Sürükleyici ve eğlenceli bir öykü idi, daralan ruhuma iyi geldi. Alison Bechdel’in “Annem Sen misin?” isimli grafik romanı ise kolay okunabilir gibi gelmesine rağmen psikolojik ağırlıklı, oldukça sert bir kitaptı. 
Konusunu mutfaktan ve yemekten alan iki de film izledim. İlki Fransa cumhurbaşkanının aşçısı Hortense Laborie hakkındaki “Sarayın Tatları” isimli Fransız filmi, diğeri de yine Fransa’dan kaçıp Danimarka’lı püriten iki kızkardeşin yanına sığınmış Babette’nin piyangodan çıkan parayla püriten cemaatine çektiği ziyafeti konu alan bir yapımdı. Bu tarz filmleri sevdiğim için her ikisi de hoşuma gitti. 
Eklediğim fotoğrafları merkezi bir yerdeki binanın terasından çektim, Antalya’yı bu açıdan kuşbakışı ben de ilk kez gördüm diyebilirim. Biraz ruhunuzu hafifletir belki (tıklayıp büyütün lütfen):

 
Ve son olarak 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir