HIDIRELLEZ

HIDIRELLEZ

Efendim malumuâliniz dün akşamdan beri Hıdırellez etkinliklerini eda etmekteyiz. Bir süredir hayata renk katacak her türlü kutlama ve ritüele can-ı gönülden iştirak etmekteyim. Böylece hem eğleniyor, hem ânı değerlendiriyor, hem de Nasreddin Hoca hesabı “Ya tutarsa” diyorum. İlk olarak dün ikindiden sonra saksımızdaki pembe güle dileklerimi astım, çoğu çocuklarım içindi dileklerimin. Sonra gül ağacı olmayan ve dileklerini suya atamayacak durumda olan arkadaşlarımın dileklerini de yazıp astım gülün dalına, bir nevi “Hıdırellez taşaronluğu” idi benimkisi, kendim için bir şey istiyorsam namerdim, maksat dostların gönlü olsun 🙂
Sonra ilk kez duyduğum bir ritüeli gerçekleştirdim. Dün refüjlerdeki güllerden yolup yıkayarak ıslattığım gül yapraklarını sabah gün doğmadan süzüp o suyla yüzümü yıkadım. Bunun sebebi yıl boyu güzel kalmakmış. 
Yüzümü yıkadıktan sonra aynaya bir baktım dostlar, kendimi tanıyamadım. Yüz bin estetik cerrahı biraraya gelse böyle bir mucize yaratamazdı. O kaş, o göz, o cilt, o dudaklar, aman tanrım anında görüntü, o ne güzelliktir. Şıpın işi bir ahuya dönüştüm sanmıştım ki gördüğümün aynanın arkasındaki takvimden yansıyan Adriana Lima fotoğrafı olduğunu farkettim. Oturup ağlayacaktım ama tekneye binip dilekleri Deliktaş civarında denize atmak için Yat Limanı’na yetişmem lazımdı. Hemen saksıdan dilek kağıtlarını toparladım ve yola düştüm.
Yat Limanı’ndaki tekne sahipleri akın akın gelen kadınlara avlanacak sazan gözüyle bakıp kendi teknelerine çekmek için yarış ediyorlardı. 5 liradan başlayan fiyat pazarlıkla 3 liraya, daha sonra da 2,5 liraya düşürüldü. Bir grup “Aaa karşı tarafta 1 liraya götürüyorlar ayol” diyip marinanın diğer bölümüne yöneldi. Biz şanımız yürüsün diyerek 2,5 lira verdik ve güverteye çıkıp dün akşamki yağmurla ıslanmış sıralara yerleştik. Dilekler kabul olsun derken üşütüp bağırsakları bozmak da vardı hesapta ama Hıdırellez aşkına her şey mübahtır diye düşündük. Sonra suratsız kaptan-ya da yardımcısı- gelip halatları çözdü ve yola düştük.
Hava temiz, deniz pırıltılı, güneş hafiften yüzünü göstermeye başlamış, nazlı ve biz uykulu açıldık enginlere (Sanırsın okyanus aşırı gidiyoruz).

Manzara pek latif, yanımızdan geçen tekne çalgılı çengili idi. Biz efendi efendi süzülmeye devam ettik. 

Daha kıyıda aldığımız simiti bitirmeden dilek kağıtlarımızı serpeceğimiz Deliktaş göründü. Kaptan yıllardır Hıdırellezci hatunları taşıya taşıya işin kurdu olmuş, yanaştı dilek kayasının kıyısına. 
Salladık kağıtları suya, kimisi gül yaprağı, kimisi okunmuş zeytin yaprağı yolladı. Deniz aşureye döndü.
Tornistan döndük geri Yat Limanı’na doğru. Bazı tekneler yeni geliyordu, kimi sessiz, kimi dokuz sekizlik şarkılar eşliğinde. 
Mendireğin ucunda bir grup kadın Hıdırellez pikniği yapıyordu. Dilekler suya atılmış, kahvaltıya geçilmişti. Bir küçük tekne de balığa yollanıyordu.

Döndük geldik Yat Limanı’na, daha sabahın körü. Bizim dilekler çoktan Hızır’la İlyas’a iletilmiş. “Kabul olur inşallah” diyerek aç karnımızı doyurmak için Börekçi Tevfiğe doğru yollandık. Gökten üç tane gül düştü; biri benim, biri dostların, diğeri de tüm Hıdırellez dileğinde bulunanların başına…
Not: Fotoları tıklamayı unutmayın, uyumasın, büyüsün 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir