KISA BİR GEZİNİN ANATOMİSİ 1

KISA BİR GEZİNİN ANATOMİSİ 1

Efenim, mâlumualiniz şahsım geçen Çarşamba çok kısa bir seyahat için İstanbul’a müteveccihen hareket etmiş idi (İstanbul’da Osmanlı ile fazla içli dışlı olunca lisanım da değişti görüldüğü gibi). 2,5 günlük kısa bir sürece yoğun bir program sıkıştırdım ve posam çıkmış olarak Cumartesi akşamı Ankara’ya vasıl oldum. Yorucu ama son derece güzel bir gezi oldu. Beni ve kız kardeşi olağanüstü ağırlayan tüm arkadaşlarıma buradan bir kez daha teşekkür ederim.
Çarşamba günü 11.30 da hareket edecek otobüse binmek için 10.45’de terminale giderek anneannemin torunu olduğumu bir kez daha ıspatlamış oldum. Gerçi onun rekorunu kırmak zor, o 14.00 otobüsü için 8.30’da yerini almıştı terminalde, ben biraz daha insaflı davranmışım 🙂 Baktım erken gelmişim, bekleme salonuna geçip oturdum. Biraz sonra iki yanıma terminaldeki en ilginç yolcular gelip yerleşti. Sol yanıma yaklaşık iki metre boyunda, incecik, beyaz sakallı, uzun, gri bir elbise giymiş yaşlı bir adam, sağ yanıma da kızı olduğunu tahmin ettiğim bir kadın konuşlandı. Kadının penye bluzu, saçına taktığı bant, kapri pantolonu, çantası ve hatta parmak arası terlikleri stras taşlarla işliydi. Boynuna altın bir kolye takmışt, kolyenin alt parçasında kadının ismi, isminin üstünde de sağlı sollu iki minik kuşun didiklediği üzerinde oyuklar olan bir kalp vardı. O kadar çok parlıyordu ki gözüm yoruldu, çantamdan kitabımı çıkarıp en az kadın ve babası kadar ilginç bir ismi olan kitabımı okumaya başladım: “Bir Ikea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu”. Kitap daha ilk sayfadan sardı, neredeyse otobüs saatini kaçıracaktım. Tam karşımdaki koltuğa gelip oturan ailenin su damlası kadar birbirine benzeyen ikiz kızlarının sesleriyle kendime gelip kitabı kapattım ve perona doğru yürüdüm, o esnada kız kardeş de elinde valiziyle göründü zaten.

Otobüsümüz hareket edince muavine tahmini olarak saat kaçta İstanbul’a varabileceğimizi sorduk, cevabı şöyle oldu: “Ben bu arabada yeniyim, şoföre bir sorayım”. “İstanbul-Ankara arası muavinin çeşidine göre değişiklik arzediyor” kararına varmak üzereydik ki “saat 18.00’de Esenler’de olurmuşuz” diyerek geldi. Savımız yanlış çıkmıştı, zira hemen hemen her otobüs o kadar saatte ulaşıyordu İstanbul’a. Yerimize alıştıktan sonra kız kardeş kendi kitabına (Sahnede Ölüm/Pascal Mercier), ben de uzun isimli kendi kitabıma döndüm.

 
 80. sayfadan sonra  tablete geçip “Candy Crush Saga”ya giriştim, tüm gayretlerime rağman 409 leveli aşamadan bıraktım. Otobüste internet yoktu ya da arızalıydı, o yüzden sanal alemle irtibat kuramadım. Zaten  ben bunlarla meşgulken mola vereceğimiz “İsmail’in Yeri”ne gelmiştik bile. Otobüsten inip uyuşan ayaklarımızı açtık, üzerine yağ bile sürülmemiş kupkuru bir tostu ayranla ıslatıp zorla yuttuk, Beşiktaş satış mağazasını ziyaret ettik derken mola bitti yola koyulduk. Sohbet-kitap-tablet derken İstanbul sınırlarına girdik. En sevdiğim manzarayı görünce yol sıkıntısını unuttum.

 
Muavinin söylediği saatten  önce Esenler’e ulaşmıştık. Arkadaşım gelip bizi garajdan aldı, kalacağımız yere doğru yola düştük, valizleri odaya atıp üstümüzü değiştirerek tekrar arkadaşın arabasına atladık ve akşam yemeği için Boğaz’a doğru hareket ettik. Yol boyu çeşitli karşılama törenleri düzenlenmişti şerefimize:

“Aslında” dedi yukarıdaki arkadaş, “bir konvoy düzenlemiştim ama arkamı döndüğümde kimse kalmamıştı, balıkçının birinin kovasına dalmışlar”. “Sen geldin ya, o da yeter, berhüdar ol” diyerek devam ettik.

“Huu Leylak Hatun, hoşgelmişsin” diye seslendi yukarıdan birisi, baktım Turgut Reis. “Sağol baba” dedim, “üç günlüğüne komşu olacağız, bir ara uğrarım, karşılıklı nargile tokurdatırız”.

Görmeyeli İstanbul’un silueti seyrek dişlere dönmüş, çeşit çeşit gökdelen insanda ense makinesiyle traşlama duygusu uyandırarak manzaranın canına okumakta.

Hava yavaştan kararmaya başlamıştı, biz hala yol almaya devam ediyorduk, menzile ulaşmaya az kala ışıklı güzelim görüntüsüyle Kuleli Askeri Lisesi gözümüzü aldı:

Sonunda Baltalimanı’ndaki yemek yiyeceğimiz mekana ulaştık. 2. köprü tüm ihtişamıyla karşımızda süzülürken yemekler karnımızı, manzara gözümüzü doyurdu:

Bu da dört renkli köprü kolajı, sizler için hazırladım sevgili takipcilerim, kendim için bir şey istiyorsam namerdim 🙂

Yemek sonrası arabadan inmeksizin Sarıyer’e kadar uzandık, vakit geceyarısını bulmuş, yol yorgunluğu iyiden iyiye hissedilmeye başlamışken dönüş yoluna koyulmuştuk. Biz geceyi bitirmiştik ama mısırcı hala müşteri bekliyordu:

Devamı gelecek sayıda 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir