KISA BİR GEZİNİN ANATOMİSİ 3

KISA BİR GEZİNİN ANATOMİSİ 3

Nerede kalmıştık? Masumiyet Müzesi’ni gezmiş ve Tomtom Kaptan Sokak’ta beni bekleyen kızkardeşle arkadaşın yanına seğirtmiştim. Tomtom Kaptan Sokak İtalyan Konsolosluğu’nun ve İtalyan Lisesi’nin olduğu, hafif bir yokuş ve dönemeçle İstiklal Caddesi’ne bağlanan ilginç bir sokak. Duvarlara yapılmış graffitilerle daha ilginç ve renkli bir hale gelmiş. Kızkardeşle en sevdiğimiz şey bir şehrin sokaklarında-hele de bu sokaklar eski ve ilgi çekici ise-kaybolmaktır. Arkadaşımız da en az bizim kadar bu işe meraklı olunca iyi bir ekip oluşturduk, sıcağa ve neme aldırmadan hoşumuza giden her sokağa daldık.Tomtom Kaptan adıyla da, görüntüsüyle de tam dişimize göreydi.

Bu aralar Facebook sayfalarında yer alan korsecinin önünden geçerek Tünel’e doğru çevirdik yönümüzü.
5 yıl önceki İstanbul ziyaretimde Narmanlı Han’ın bahçesine girip bekçisiyle konuşmuş ve hanın restore edileceğini, o yüzden ayrılacaklarını, baktıkları onlarca kediyi kimlere emanet edeceklerinin üzüntüsü içinde olduklarını öğrenmiştik. Gördüm ki Narmanlı Han’da en ufak bir değişiklik olmamış 5 yılda, hatta daha da harap hale gelmiş, üzüldüm. Umarım bir an önce aslına uygun restore edip içinde yaşamış Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar, Bedri Rahmi gibi sanatçıların anılarını yaşatırlar. Hanla ilgili yegane güzel şey yan duvarına yapılmış şahane graffitilerdi.

Hava normalin üstünde sıcak ve nemli, biz de uzun süredir yürüyor olunca bir şeyler içip serinlemek ve dinlenmek için Tünel Pasajı’na girdik. Pasaj son gidişimden beri pek kötülemiş, oysa ilk gittiğimde çok sevmiştim. Kahvemi içip yan taraftaki Kırmızı Kedi Kitabevi’ne girdim. Adetimdir, her gittiğim şehirden mutlaka bir kitap alırım. Bu kez de şahane kapakları yüzünden yine Kırmızı Kedi Yayınevi’den çıkmış Kafka’nın “Ceza Sömürgesi” ile R.L.Stevenson’un “Dr.Jeckyll ve Mr.Hyde’ın Tuhaf Hikayesi”ni aldım. 
Gözüm Tünel kapısındaki simitçinin simitlerinde kalsa da kendimi tuttum ve Galata Kulesi’ne çıkmak üzere Büyük Hendek Sokağa yöneldik. 
Kule Meydanı oldukça kalabalıktı, daha önceki gelişlerimde fırsat bulup çıkamadığım Kule’ye bu kez çıkmak için kesin kararlıydım, bu yüzden kuyruğun ucuna kendimizi konuşlandırdık. 15-20 dakika kadar sürdü bekleyişimiz, bu sürede biz macuncuyu, yandaki apartmanın duvarlarındaki kabartmalar da bizi seyretti.

Sonunda sıra geldi, bindik asansöre, çıktık yukarıya, yetmedi 3 kat da merdiven tırmandık ve nefes nefese Kule’nin balkonuna ulaştık. Daracık balkonda çubukların ucuna taktıkları telefonlarla  onlarca selfie çeken Japon turistlerle dipdibe temaşa eyledik şehr-i Stanbul’u. Japonlardan geri kalmamak için 2-3 çubuksuz selfie de biz çekip vedalaştık Kule’yle.

Yorulduk, acıktık, terledik ve bunaldık. Yemek yemek için hemen Kule’nin karşısındaki Kiva’ya daldık. İçtiğim soğuk ayran çorbası ve yanında yediğim zahter salatasıyla enerji depoladım. Arkadaşım ve kızkardeş tercihlerini fellah köftesinden yana kullandılar. Kiva çıkışı Serdar-ı Ekrem Sokağa doğru yürüdük, Doğan Apartmanı’na selam çaktık, güzel graffitiler ve binalar gördük, Sen Piyer Hanı’nın kapısından kafamızı uzattık-göçük olabilir diye içeri girmemize izin vermediler ama bu bahaneye inanmadık-sonra da Karaköy’e çevirdik yönümüzü:
 

Kamondo Merdivenlerine uğrayıp hatrını aldık, Bankalar Caddesi’nde Salt Galata binasına girdik, ara sokaklardan dolaşıp Arap Camii’ni ziyaret ettik. Perşembe Pazarı’ndaki Rüstem Paşa’nın yaptırdığı, neredeyse 500 yıllık Kurşunlu Han’a (Rüstem Paşa Kervansarayı) ulaştığımızda vakit akşama yaklaşıyordu. Oldukça harap haldeki handa en çok yay imalathaneleri ve satıcıları vardı. Girişte bizi Bizans dönemi sütun başı üzerine oturtulmuş tulumba karşıladı:
Hanın giriş katı da, üst katı da hayli haraptı, dolaşırken göçüverir diye korkmadım değil.

Handan ayrıldığımızda artık iyiden iyiye yorulmuştuk, gücümüzün son kırıntılarını toplayıp Yeraltı Camii’ni de ziyaret etmeden ayrılmadık Karaköy’den.
Bizans döneminde mahzen olarak kullanılan cami Çorlulu Mustafa Bahir Paşa tarafından 1700’lü yıllarda camiye çevrilmiş. İçinde 2-3 tane de sahabe mezarı olan camiden çıkınca yoğun gezi sürecimizi sonlandırmış olduk. Arkadaşımın sayesinde son derece kapsamlı ve bilgilendirici bir küçük İstanbul turu yapmış olduk sağolsun. Otoparka doğru yürürken Karaköy’ün ara sokaklarından birinde  gördüğümüz duvar resmi de yorgunluğumuza iyi geldi:
Siz gün bitti sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Akşam yemeği yemeyecek miydik yani 🙂 Bir başka arkadaşımızı da alıp Florya’da deniz manzaralı bir yemekle günün yorgunluğunu attık.
E haydi bakalım, bir sonraki gün karşıya geçiyoruz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir