KISA BİR GEZİNİN ANATOMİSİ 5

KISA BİR GEZİNİN ANATOMİSİ 5

Bizi Kız Kulesi’nden geri getiren tekneden inince çay bahçesindeki Lale ve Özlem’i alarak Haliç vapurunun saatine kadar bir şeyler içip klimalı ortamda biraz serinlemek üzere Simit Sarayı’na yollandık. Çay, kahve, simit, serinlik derken vakit geldi, minibüsle iskeleye ulaşıp Haliç vapuruna kurulduk. Ekibim tente altına yerleşip muhabbet ederken ben vapurun parmaklıklarından sarkıp klasik Capon moduma geçtim. Fotoğraf çekme uğruna amele yanığım katmerlendi, olsun varsın soğuyunca geçer 🙂
Vapurumuz Haliç iskelelerine çaprazlama uğrayıp yolcu indirip bindirdikçe ben de en az tren garları kadar sevdiğim iskeleleri makinemin belleğine kaydettim. Buyrun siz de bakın:

Fener Rum Lisesi

Eski Galata Köprüsü

Rahmi Koç Müzesi/Fenerbahçe vapuru

Niyetimiz son iskele Eyüp’de inip Eyüp Sultan Camii’ni ziyaret etmek ve biraz orada vakit geçirmekti ama sonra vazgeçip Balat’a gitmeye karar verdik. Görevli vapurun Balat’a uğramadığını söyleyerek dönüşte Ayvansaray’da inmemizi önerdi. Dediğini yaptık, Ayvansaray’dan bir taksiye atlayıp yeni belirlediğimiz rota uyarınca Bozdoğan Kemeri’ne doğru yola düştük. Niyetimiz Lale’nin önerisiyle Kadınlar Pazarı’ndaki Şeref Büryan’da Siirt büryan kebabı yemekti. Nitekim aynen gerçekleştirdik, hem de yanında yayık ayranıyla.
Karnımızı doyurup enerjimizi şarj edince Zeyrek’e doğru yürüyüşe geçtik. Yol boyu envai çeşit yiyecek sergileniyordu. Van Gölü’nden tutulup tuzlanarak satılan inci kefali en ilginç olanıydı:
Ara sokaklardan geçerek yaptığımız yaptığımız yürüyüşün sonunda Molla Zeyrek Camii’ne ulaştık.
Pantokrator Manastırı Kilisesi de denilen bina Doğu Roma Dönemi’nden kalma bir yapı. İlk kilise 12. yüzyılın ilk çeyreğinde  yapılmış, daha sonra ikinci ve üçüncü kiliseler eklenmiş. Fatih İstanbul’u alınca Zeyrek Mehmet Efendi’nin müderrisliğinde burada bir medrese açılmış ve daha sonra camiye dönüştürülmüş. Şu anda halen tadilat faaliyetleri devam etmekte, bu nedenle içini gezemedik, yan tarafa Zeyrekhane’ye girdik. Karşımızda bu manzara:

Yanımızda bu manzara:
eşliğinde kahvelerimizi höpürdettik. Bizden başka kimse olmadığı için kendimizi evimizde gibi hissedip bir güzel yayıldık minderlere, neredeyse uyuyacaktık. İyice dinlenince ayaklanıp Balat’a doğru yola koyulduk. Niyetimiz ara sokaklardan Balat sahile ulaşmaktı ama Lale kendi blogunda da yazdığı gibi rotayı biraz şaşırdı ara sokak yerine ana caddelerden ilerledik, olsun varsın, yine de bir sürü ilginç şey gördük:

Şurası mıydı, burası mıydı derken bir baktık Gül Camii’ne gelmişiz. Biz 3 yıl önce gezmiştik içini  ama kızkardeş de görsün istedik fakat kapı kilitliydi, imam da ortalarda görünmüyordu, ancak dıştan bakmakla yetindik. Civarda dolaşırken bu neşeli çocuklarla biraz şakalaştık:
Sonra da Fatih’in Sekbanbaşısı Abdurrahman Ağa’nın mezarının bulunduğu Ayakapı’dan çıkıp Haliç gezimizi sonlandırdık.
Taksiyle hayli yoğun bir trafikte ulaştığımız Eminönü’den vapura binip akşam inmeye yüz tutarken Kadıköy’e geçtik.

Atalet’in Canıtınları bizi yolda karşıladı ve birbiriyle daha önceden tanışmış ya da yeni tanışacak olan 9 blog kızı olarak Hamsi Pub’da buluştuk. Bol kahkahalı, hoş sohbetli, sıcak, samimi bir yemek yedik, Kadiköy Çarışısının, restoranların gürültüsü, darbuka ve keman sesleri, diğer müşterilerin konuşmaları da gecemize vokal yaptı. Gecenin sonunda kızkardeşle karşıya geçmek için vapura bindik, sakin ve serin bir akşamın tadını çıkararak Karaköy’e doğru yol aldık.

Pek tabii ki yanından geçerken Haydarpaşa Garı’na bir veda öpücüğü yollamayı ihmal etmedik. 
Yarın son gün, bitiyor efendim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir