KİTAP MEYDAN OKUMASI (2)

KİTAP MEYDAN OKUMASI (2)

Geldik 2. güne, bugünkü sorumuz şu:

2. gün: Üç kere ya da daha çok okuduğun kitap:

Pek çok kitabı iki ya da daha fazla kere okudum, özellikle kitap yoğunluğunun bu derece aşırı olmadığı ilk gençlik yıllarımda. Ama bir tanesi vardır ki hepsinden önemlidir benim için. Kimsenin tavsiyesi olmadan, ilk kez kendi seçimimle aldığım, bir yeni yazarın ilk kitabı idi. Bilmiyordum ki bu yazarın müptelası olacağım ve her kitabını defalarca okuyup, farklı yayınevlerinden çıkan her baskıyı edineceğim. İyi ki almış ve iyi ki okumuşum, bana insan sevmeyi öğretti: “Parasız Yatılı/Füruzan”
Kitabı defalarca okudum, her aklıma geldiğinde kitaplıktan çeker içinden rastgele bir öyküyü okur, kendimi iyi hissederim.  Öykülerden bir tanesini ise Füruzan’ın tüm öykülerine, hatta okuduğum tüm öykülere tek geçerim: “Edirne’nin Köprüleri”. Rumeli’den zorunlu nedenlerle göçen bir ailenin hayata tutunma çabalarını anlatır öykü. Başkahramanı ise evin ninesi Hala Adile’dir. Keşke benim ninem olsa, keşke gerçek olsa diyebileceğiniz, yaşama ve insanlara duyduğunuz umudu, güveni arttıran yalınlıkta, dürüstlükte, sıcaklıkta, insan mı insan biridir Hala Adile. Öyle benimsemişimdir ki bayramlarda gidip elini öpmek istediğim çok olmuştur. Aşağıda öyküden kısa bir bölüm:

“Amcamın eklem yerleri genişlemiş ellerini, parmaklarındaki derin, kapanmış yara yerlerini düşünürdüm. Bayramlarda yengemin özenle hazırlayıp ütülediği ipek mendilini bir türlü katlayıp cebine koyamazdı. İpek, ağaç kabukları gibi sertleşmiş ellerine takılıp ipliklenirdi. Amcamı bayramlarda tertemiz yaparlardı yengemle ninem. Onun sanki derisine geçmiş olan ağır et kokusunu yok etmek için, tenekede ısıtılan suları arka arkaya taşırlardı gusülhaneye. Amcam o günler bazı şeyleri unutmuş gibi olurdu. Kara giyimlerini giyer, ince yakalı mintanının aklığı yorgunluğunu aydınlatırdı. İlle de o ipek mendil cebe konurdu. Bu bayramın töresiydi. O mendilse, Naciye Yengemin damatlık armağanlarından arta kalandı, diğerleri satılmıştı. Elini gidip öperdik Sabahat’la. O katı, bozulmuş elini öptüğümde, içimde büyüyen güvenle, sevgiyi taşıyamaz olurdum. Gözlerime yaşlar dolardı. Babam ölmüştü üç yıl önce ama sanırım babamı da yaşasa amcamdan daha çok sevemezdim. Yengem, “Amca demek, yarı baba demektir” derdi.”
”Karanlık bir yağmur gibi canını sıkarsa yaşamak, Edirne’nin Köprüleri’ni oku” demiş eleştirmen Fethi Naci, ben öyle yapıyorum, iyi geliyor, siz de bir deneyin bakalım…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir