KİTAPLA, SANATLA VE HAYATLA

KİTAPLA, SANATLA VE HAYATLA

Geçen hafta, hepimizin içinin yandığı o tatsız günlerde kendimi kitap okuyarak avuttum. “Annemle Konuşmalar”dı bunlardan biri, kendimi avutmak bir yana daha beter içimi yaktı. Hem bana annemin son günlerinde hastanede yaşadığımız anları hatırlattı, hem geçmişle yüzleştirdi hem de kadının her zamanki, her mevkideki ezilmişliğini bir kez daha yüzüme vurdu. Aşağıdaki satırlar kitaptan:
“Kadınlar suçluluk duygusuyla doğarlar ve yaşarlar. Yolunda gitmeyen her şeyden hep onlar sorumludur; yanan yemekten, sehpanın üstündeki tozdan, çocuğun otobüste ağlamasından, altına çiş kaçırmasından, kötü gelen karnesinden, kocaya kaçan kızından, serserilik eden oğlundan, yolda peşine takılan adamdan, dizinin üstüne çıkan eteğinden görünen bacaklarından, mutfakta hamarat yatakta şıllık olamamaktan, kocanın asık suratından, hovardalığından, içkisinden, eve giren üç kuruşu idare edememekten, yırtık faniladan, buruşuk gömlekten, kalabalıkta kalçasına yediği çimdikten, çorbanın soğukluğundan, çayın deminden, çocukların zayıf not almasından, kocanın yerli yersiz bağırmasından, evin içinde yitip giden huzurdan, babayla çocuklar arasında sağlam bir köprü olamamaktan, herkesin ruh halini ayrı ayrı anlayamamaktan, kendi ruhunu mutfağın unutulmuş bir kuytusuna iyice saklayamamaktan. Suçludur. Kimsenin hatırlatmasına gerek yoktur bunu, daha çocukken, hayatta yolunda gitmeyen her şeyi düzeltmeye ayar edilir kız çocuklar. Eteğini ört, fazla gülme, idare et, getiriver bir bardak su, ne olur ki, cevap verme…”
Hayatın acılarını sanatla örtmekten başka elimden bir şey gelmiyor bu aralar. Sanat ruhun dermanı, acıların şifası, yaşamın rengi benim için. O zaman Tiyatro Festivali başlasın:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir