SERGİ VE KİTAP MEYDAN OKUMASI (3)

SERGİ VE KİTAP MEYDAN OKUMASI (3)

Derken 3. güne geldik, soru şu:

3. gün: En sevdiğin kitap serisi:

20 yılı yoksa da 15 yılı rahat vardır, evin hemen arka sokağında pazar kuruluyordu o sıralar. Sonbahar olsa gerek, marullar, turplar tezgahlara dizilmeye başlamıştı. Gözüme kestirdiğim birine yanaşıp “Marul kaça?” diye sordum ama portakal kasalarından oluşmuş tezgahın ardında, başka bir kasaya tünemiş kitap okuyan 17-18 yaşlarındaki kavruk genç duymadı bile. Onun yerine babası olduğunu düşündüğüm adam cevapladı sorumu, ben marulları alıp parasını ödeyip ayrılana kadar da kafasını kaldırmadı daldığı kitaptan. Öyle ilgimi çekmişti ki kitabın adını öğrenmeden ayrılmadım oradan, kafamı eğip bükerek okumayı başardım, “Viva La Muerte” yazıyordu kitabın üstünde, önce yabancı bir yazara ait sandım ama altında Alev Alatlı adını gördüm. O yaştaki bir genci pazar tezgahında bile kendinden geçiren kitap ne menem bir şey olabilirdi ki? Fena halde takılmıştı kafama, eve koşup elimdeki torbaları bıraktım ve dolmuşa atladığım gibi soluğu sürekli alışveriş ettiğim kitapçıda aldım. Evet, kitap mevcuttu, hemen satın alıp eve döndüm ve pazar torbalarını bile boşaltmadan okumaya başladım. Öğretim üyesi Günay Rodoplu’nun başkişisi olduğu sözde roman, ama aslında tam anlamıyla bir bilgi hazinesi idi kitap. Ve anladım ki “Viva La Muerte”, “Or’da Kimse Yok mu?” isimli bir serinin ilk kitabı imiş. Yayınlanmış olan “Nuke Türkiye”yi de hemen alıp bir solukta okumuş, diğer kitaplar “Valla Kurda Yedirdin Beni” ve “Ok. Musti, Türkiye Tamamdır”ın piyasaya çıkmasını ise sabırsızlıkla beklemiştim. Geçen yılın sonlarında serinin 5. kitabı “Beyaz Türkler Küstüler” çıktı ama ne Alev Alatlı eski Alev Alatlı’ydı, ne de ben kitaptan diğerlerinden aldığım zevki almıştım. Herşeye rağmen bu seri en sevdiğim kitap serisi olmaya devam etmekte…
Yabancı kitaplarda ise bir polisiye serisi favorimdir. Lillian Jackson Brown’un kedili polisiyeleri, ne yazık ki serinin tamamı Türkçe’ye çevrilmedi.
Güncel haberlere gelirsek, dün Mimarlar Derneği’nde “20 Dolar 20 Kilo” isimli bir sergiye gittim. 1964 yılında Türkiye’den sürgün edilen ve yanlarına sadece 20 kilo eşya ve 20 Dolar para almalarına izin verilen  İstanbullu Rumların trajedilerini fotoğraf ve belgelerle anlatan bir sergi idi. Hayli dramatikti anlaşılacağı üzere. Aşağıda sergiden bazı fotoğraflar var ama öncelikle Mimarlar Derneği’nin bulunduğu binadan söz etmek istiyorum. Cinnah Caddesi 19 numarada bulunan bu bina mimar Nejat Ersin tarafından tasarlanmış ve 1957 yılında inşa edilmiş. Dubleks dairelerden oluşan yapı ilginç bir mimariye sahip:

Sergiden görüntülere gelince:

Sergi, kokteyl, sohbet derken vakit epey geç oldu ve eve  uzun bir yürüyüş yaparak döndük. Yol üstü Kuğulu Park’a uğrayıp kasıntı siyah kuğulara bir selam çakmayı da ihmal etmedik:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir