SÜT TOZU (ÖYKÜ2)

SÜT TOZU (ÖYKÜ2)


Firdevs öğretmen anlattığı konunun son cümlesini tamamlarken teneffüs zili de çalmıştı. Küçük kız öğretmene çaktırmadan yüzünü buruşturdu, “iğrenç süttozu zamanı geldi, öyk” diye fısıldadı sıra arkadaşı Reyhan’a. Onun cevabını beklemeden elini sıranın yan tarafına uzatıp annesinin desenli basmadan diktiği süt torbasını çengelinden aldı. Birazdan hademe Mustafa abi galvaniz güğümüyle içeri girer, güğümün içindeki sütten başka her şeye benzeyen bulamacı dağıtmaya başlardı. “Nefret ediyorum, nefret ediyorum” diye söylenerek süt torbasının içinden peçeteyi çıkarıp sıranın üstüne yaydı, sonra alt kısmı tırtıklı plastik bardağı ve süte eşlik edecek elmayı çıkardı. Bardağını da sevmiyordu üstelik Filizin bardağından olsaydı keşke, rengârenk halkalar iç içe geçiyor yukarı çekince bardak oluyor, işi bitince aşağıya doğru itilerek küçük kapaklı bir kutuya dönüşüyordu. Hoş bardak güzel olsa ne fark ederdi ki, içine konan şey mide bulandırıcıydı. 

Firdevs öğretmen dizüstünden lastikle tutturduğu çoraplarını çekiştirerek az önce çıktığı sınıfa geri döndü ve “bardaklar, peçeteler hazırlandı mı çocuklar, Mustafa abiniz birazdan gelir, ben içmiyorum, sevmiyorum anlamam, o süt içilecek” dedi itiraz kabul etmeyen bir sesle. Çocuklardaki hareketlenme artarken Mustafa abi güğümüyle paldır küldür daldı ve ilk sıradan başlayarak bardaklara süt servisi yapmaya girişti. Küçük kızın o yapışık, sinek ilacı kokan, kimyasal tattaki sıvıya süt demeyi, hele de içmeyi hiç mi hiç canı istemiyordu. Gelgelelim sınıfın Çalıkuşu, öğretmenin gözdesi olmak bu konuda bir ayrıcalık sağlamıyordu ona, öğretmen “içilecek” diyorsa içilecekti. Beslenme saatinin sonunda bardakları kontrol ediyor, içmeyene zorla içiriyordu. Aslında ara sıra denediği bir taktik vardı küçük kızın, Firdevs öğretmenin görmediği bir anda bardağı süt torbasının içine boca ediveriyordu. Bardak boşalıyor, kontrol atlatılıyordu ama bu defa da evde sorun çıkıyordu. Süt torbasının kumaşı sütü tam olarak emmiyor, damlayan kireç benzeri sıvı hem torbayı, hem siyah önlüğü lekeliyor, anneden bir araba azar işitiyordu. İşte, Mustafa abi küçük kızın sırasına gelmiş bardağını doldurup arkaya geçmişti bile. Yüzünü buruşturup bardağa uzanırken sıra arkadaşı Reyhan “Burnunu tut içerken” dedi, “kokusunu duymazsan daha rahat yutarsın”. “Öyle de içemiyorum, böyle de” diye söylendi küçük kız, anlaşılan süt yine torbayı boylayacak, evde yine azar işitilecekti. O esnada kapıda sınıf arkadaşları sümüklü sarı Hüseyin’in babası olan hademe amca göründü, elinde koca bir tepsi, tepsinin içinde de çok sayıda çörek vardı, hem de ördek biçiminde. “Müsaade et hocam” deyip tepsiyi kürsüye yerleştirdi ve “uçuyor bunlar, kaçıyor bunlar” diyerek çocukları çörek almaya çağırdı. Anlaşılan sadece süttozu değil un yardımı da yapıyordu Amerikalılar. Neyse ki çörekler süt olduğu iddia edilen o sıvı gibi iğrenç değildi, hem lezzetli, hem ördek şeklindeydi. Üstüne üstlük gözünü de kuru üzümden yapmışlardı. Küçük kızın yüzü güldü. Kuyruğundan başlayıp yemek, hepsi bitince de üzüm tanesini mideye indirmek hayaliyle kürsünün önünde kuyruk oluşturmaya çoktan başlamış çocukların arasına katıldı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir