TİLKİ KÜRKÇÜ DÜKKANINA DÖNER VE KİTAP MEYDAN OKUMASI (18)

TİLKİ KÜRKÇÜ DÜKKANINA DÖNER VE KİTAP MEYDAN OKUMASI (18)

4 ay aradan sonra sonunda Antalya’ya, evime döndüm ve aynen yukarıdaki durumdayım. Bir insan ancak bu kadar yorulabilir. Zaten Ankara’da resmi evraklar peşinde koştururken yeterince heder etmiştim bünyeyi, yolculuk ve üstüne yerleşme çabaları tüy dikti.
Dün sabaha karşı 3,5 da sıfır uykuyla düştük yola. Her zamanki gibi sütçü beygiri misali ayakta uyuma modunda geçtim yollardan, arada bir gözümü açıp direksiyondaki eşime “nereye geldik?” diye sorup tekrar uyku ile uyanıklık arasında garip bir vaziyete dönüyordum. Uyanık kalmaktan daha da yorucu bir eylem bu. İkbal’de iki çay, bir tost dışında mola vermeden Antalya’ya ulaştığımızda saat 10.30’du, iklim değişmiş Akdeniz olmuş, Ankara’da donan sırtımız güneşle ısınmıştı. Çorapları, atletleri, hırkaları fora edip yaz moduna geri döndük. Gelgelelim iklim güleryüz göstermişti ama balkonda bizi bekleyen bir sürpriz vardı. Aldığımız tüm tedbirlere rağmen pazar sevişgeni kumrularımız yine yumurtlamayı başarmıştı, hem de hortum rulosunun tam ortasına. Yeni badanalanmış balkon duvarlarımız ve hortumumuzun neredeyse tamamı kumru pisliğine bulanmış, üstelik yumurtadan çıkıp neredeyse uçacak duruma gelen yavru kumru da ölmüştü. Öleli de epey olmuştu ki kaskatıydı. Bir yandan üzüldüm, bir yandan kızdım, bir yandan söylendim ama yapacak bir şey yoktu. Kumru ölüsünü attık, 2 saat boyunca balkon duvarlarını ve hortumun üzerini kumru pisliklerinden, tüylerden, yumurta artıklarından ve yuva niyetine toplanmış çer çöpten temizlemeye uğraştık. Üstelik yavru kumrunun anasıyla babası ölümden biz sorumluymuşuz gibi gün boyu balkonda yuvanın olduğu yere gelip kuğurdayarak taciz ettiler. İyice üzüldüm.
Kumru hastanesini dezenfekte ettikten sonra iş evin iç bölümlerine geldi, her taraf kapalı da olsa 4 ay boş kalan ev haliyle tozlanıyor. Mutfaktan çıkmam 4 saatimi aldı. Diğer odaları da iyi kötü toparlayıp kendimi duşa attığımda yorgunluktan bayılacak gibiydim. Göçebelik zor zenaat be bilok, fena yoruyor insanı. Yine de home sweet home yahu 🙂
Kitap Meydan Okuması’na gelirsek; gün 18, soru 18:
18. gün: Seni hayalkırıklığına uğratan bir kitap:
Orhan Pamuğun tüm kitaplarını okumuş ve Yeni Hayat dışında hepsini çok sevmiştim. “Masumiyet Müzesi”nin yayınlanacağını duyunca da çok heyecanlanmıştım, müze projesiyle birlikte ilginç bir kitap olacağını düşünüyordum. Kitap yayınlanınca kapağın güzelliği de bir an önce alıp okumam için yeterli nedendi ve fazla da arayı açmadan okumaya başladım. 

Fakat heyhat, okudukça kitabı elimden fırlatıp atma isteğimle boğuşmaya başladım. O sakız gibi sünen aşk sinirlerimi zıplattı, hayattan bezdirdi. Kemal’den ayrı, Füsun’dan ayrı nefret ettim, o sevmediğim Yeni Hayat’tan bile özür dileyecek duruma geldim. Güç bela bitirdim bitirmesine de nasıl bitirdim bir ben bilirim. Kısacası benim için tam bir hayal kırıklığıydı…
Not: Müzeyi bu yaz gezebildim, kitaptan daha ilginç olduğu tartışma götürmez 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir