ÜZÜNTÜ VE MUZ KABUĞU

ÜZÜNTÜ VE MUZ KABUĞU

Olup biten her şey için canım sıkılıp dururken aklıma geldi bu replik: “Üzüntü ve muz kabuğu”. “Pepen’in Balonu” animasyonundaki maymun söylerdi galiba sık sık, geçmiş zaman tam hatırlayamıyorum. Üzüntülerimiz artık muz kabuğu kadar işe yaramaz hale geldi, çaresizce bakıp duruyoruz TV’ye, gazeteye, en çok da sosyal medyaya. İşin kötüsü muzun içinin bile eskisi kadar değeri yok ki kabuğunun olsun.
Memleketin dört bir yanına yoğun şekilde yağan karın Antalya’daki yansıması sıkı bir ayaz, uçuran bir rüzgar ve ancak kapalı bir mekanda pencereden girerse ısıtan bir güneş şeklinde oldu. Beydağları kardan şapkalarını giymişler, berrak havada en güzel pozlarını veriyorlar. Balkonuma uzanan ve üzerindeki kurumuş yaprakları bu zamana kadar inatla muhafaza eden çınar tamamen soyunmuş durumda. Kısacası Akdeniz ikliminin soğuk şaşkınlarıyız. Evlerdeki ısıtmadan çok soğutmaya yarayan klimalar dalga geçer gibi üflüyor tepemize ama pek işe yaradığı söylenemez. Eski İzocam reklamlarındaki gibi “Yak şu kaloriferi donuyoruuuuz” diye azarlayacak ne kapıcımız var ne de merkezi ısıtma sistemimiz. Bizim evler soğuğa değil sıcağa karşı muhafazalı. Kış boyu taş çatlasa 10-15 gün arz-ı endam eden bu soğuk havalar bizi iyice bir üşüttükten sonra nanik yapıp kaybolur, ne kadar etkili olduğuna ise Akdeniz ikliminde yaşamayanları inandırmak zordur. Salıdan beri aramızda konuk kendileri; klimamızla, epeydir uykuda olduğu odadan mecburen sürükleyip getirdiğimiz elektrik sobamızla, pencereden süzülen güneşle, battaniyelerimiz ve yün hırkalarımızla kendisine savaş açmış bulunuyoruz. Cephane olarak çay, kahve, ıhlamur, zencefilli-limonlu sıcak sular, sahlep gibi insanın hem içini hem avcunu ısıtan sıvılar kullanıyoruz. En güzeli evden hiç çıkmamak, güneş alan kanepeye yayılıp kitap okumaktı ama dün mecburiyetten çıkmış bulundum. Bulunmaz olaydım. Bir bankadan maaş çekip başka bir bankaya yatırmak, artık şekil almayan saçlarımı kestirmek ve boyatmak, 2 farklı kargo şubesine ulaşan paketlerimi almak ve zorunlu market alışverişlerimi yapmak durumundaydım ve daha fazla erteleyemezdim. Giyinip çıktığımda uzayda kapladığım hayli okkalı yere rağmen rüzgar beni beş metre kadar sürükledi, sonra uğraşmaya değer bulmadı sanırım ki kendi çabamla yürümeye devam ettim. İtiraz edebileceğim yaşa geldiğim andan beri başıma takmadığım berenin esasen ne kadar faideli bir eşya olduğu konusundaki hakkını teslim etmeme rağmen yine kullanıma sokmamıştım. Bu inadın geri dönüşü tepemde seyrelmeye başlayan saçlarımın arasından vuran ayazla kafa derimin buz kesmesi oldu. Yarı uçup yarı yürüyerek bankadan parayı çekip salimen diğerine yatırdım. Bu arada ufaktan ellerimi hissetmemeye başlamıştım. Kuaför salonunun kapısından girdiğimde suratımın tamamına botoks yapılmış gibiydi, güç bela kuaförüme dönüp kelimeleri zorla çıkararak: “Saçomo kostormok istoyorom” dedim. Kuaför beni kıpkırmızı olmuş burnumdan dolayı gecikmeli Noel Baba sandı ve yan taraftaki erkek berberini işaret etti 🙂 Bu densizliğinin karşılığını hediyesiz kalarak ödedi ve özür mahiyetinde çok güzel bir kesim yaptı. O arada yüz kaslarım yumuşamış, normal telaffuza geçmiştim, “teşekkür ederim” diyerek ücretimi  ödedim ve uçuran rüzgara bağrımı vererek çıktım salondan. “Boya ne oldu?” diyeceksiniz ama ben öyle tek kuaför kullanacak kadar sıradan bir insan evladı mıyım, kesim farklı yerde, boya farklı yerde. Hatta fön de farklı yerde… dersem inanmayın 🙂 İki kuaför arası iki farklı kargo şubesine uğrayıp paketlerimi aldım ve boya için diğer salona gittim. İçerisi sıcaktı, gevşedim, saçım boyanırken neredeyse uyuyacaktım. Boyanın bekleme süresi dolana kadar Hintli dedektif Vish Puri’nin maceralarını okudum, en heyecanlı yerindeyken yıkama setine davet edildim. Boyanmış ve fönlenmiş saçlarımın kuaförden çıkar çıkmaz her bir teli başka yöne uçtu. Son bir gayretle markete daldım, alışverişimi yapıp kendimi eve attığımda bir süre kim olduğumu hatırlayamadım. Cüzdanımdan nüfus kağıdımı çıkarıp ismime baktım, gözüm doğum tarihime ilişince moralim bozuldu. Gidip kendime bir kahve yaptım ve ayıldım. 
Şimdi kararsızım. Aynı rüzgar ve soğuk dışarda hükümranlığını sürdürüyor. Bugün semt pazarının kurulma günü. Dünkü üşümenin bünyede uyandırdığı kırıklık ve elma sirkeli, tuzlu suyla yıkayarak ötelemeye çalıştığım nezleye rağmen çıkıp pazara gitsem ve 2-3 demet nergis alıp koklayarak mutlu mu olsam, yoksa evde sıcak sıcak pineklemeye devam mı etsem, ne dersiniz?

En son yayınladığımız Tansaş Kataloğu 8-21 Ocak 2015 başlıklı yazımızda 2015, Kataloğu ve Ocak hakkında güncel bilgi içermektedir.

Benzer yazılar

Previous post
Next post


Submit your comment

Your name is required

Web sitemizle alakalı görüş öneri ve taleplerinizi- icerikkontroltalebi@gmail.com -a iletiniz