YOLDA OLMAK…

YOLDA OLMAK…

Dün sabah ezanı okunduktan az sonra Ankara’ya gitmek için düştük yola, sıfır uyku ile ve gayet yorgun. Önce bahçemizin olduğu yol üstündeki kasabaya uğradık henüz kargalar bile uyanmamışken kısa bir teftiş yaptık.

 
Bademler iyi, ellerinizden öper, olgunlaşmayı bekliyorlar.
Antep fıstığının görünüşüne aldanmayın, bol meyve, boş iç şeklinde bir ürün türü arzediyor.
 
Eveet, Noel ya da dilek ağacı kılığına girmiş cevizimiz, kuşları uzak tutmak amacıyla süsledik kendilerini 🙂
 
İklim Antalya’ya göre serin olduğundan gelincikler hala açmaya devam ediyor. Ben onlara bakarken tepemden dev boyutlarda bir kuş geçti kanat çırparak. “Amanin” dedim, “kartal geldi, Boş Beşik masalındaki gibi kapıp götürecek narin gövdemi”. Sonra sevinerek farkettim ki arkadaş leylek imiş. Gördüm gördüm valla gördüm, leyleği havada, hem de çok yakından gördüm 🙂
Eh leyleği de görünce yola düşmek farz oldu. Güneş bulutların arasından üstümüze altın ışıklarını yollarken kırdık rotayı Ankara’ya doğru. Buradan ayrılmadan bir pastoral manzara daha ekleyivereyim:
Yorgunluk ve uykusuzluk nedeniyle adetim olduğu üzere oturduğum yerde sık sık uyuklayarak devam ettim yolculuğa. Ankara’ya kadar neredeyse dört mevsimi birden yaşadık. Bazen güneş yaktı, bazen üşüdük, bazen de ıslandık:
Yağmur sonrası Afyon öncesi güneş ve sağlı sollu haşhaş tarlaları vardı.
Her zamanki gibi Afyon İkbal’de ayak açma, benzin ve yemek molası verdik. Saat erken olduğu için sucuklu kaşarlı tost ve çay oldu menümüz.
Yağmur biraz hırpalasa da İkbal’in bahçesindeki güller pek güzeldi, sizin için bir kolaj yaptım değerli takipçilerim 🙂
Yol boyunca bir bulut şöleni yaşadık adeta, gökyüzü tüm numarasını serdi önümüze:
Son molayı Sivrihisar’dan sonraki en sevdiğimiz tesis olan Muhteşem tesislerinde verdik, salkım söğütlü, serin ve sulak. Niyetimiz sadece çay içmekti ama her zamanki gibi müessesenin ikramı ballı kaymaklı gözleme geldi önümüze, yemeyiz ısrarımızı dinleyen olmadı, yedik mecburen 🙂 Üstelik ne kadar ısrar ettiysek para kabul etmediler. Testiler oradan:
Ve sonunda Ankara göründü, bu kapı olmasaydı asla şehre giriş yapamazdık, sağolasın İzocam 🙂
Gökkuşağının altından geçer gibi süzüldük bu mimari ve estetik harikası eserin altından, daha mı bir güzelleştim nedir öbür tarafa geçtiğimde. Henüz saat kulelerini görmedim, merak etmeyin en kısa zamanda görür size de gösteririm 🙂
E haydi bakalım, Leylağınız bir süre size Ankara’dan seslenecek. Görüşmek dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir