ZİYARET

ZİYARET

Bugün annemi ziyarete gittim. Kendisi 9 yıldır anneannemin koynunda Karşıyaka Mezarlığı’nda ikamet ediyor. Anneannem ferah odaların, rüzgarlı sofaların kadınıydı. Her daim gölgeli balkonuna oturur, apartmanın önünde dikili, dalları 4. kata kadar uzanan kavağın yapraklarının hışırtısını dinlerken “Es kara bağrıma es” diyerek esen yele davet çıkarırdı. Sıkışıklığa, sıkıntıya gelemezdi hiç. Annemle daracık mezarı nasıl paylaşıyor bilemem, arada dürtükleyip “az öte git” diyor mudur orası meçhul. Ölümünden sonra 11 yıl annemle gittik ziyaretine hep, sonradan kendisine de gölge edecek çam fidanını birlikte diktik ayak ucuna. Aklına gelir miydi acaba, bir gün koyun koyuna yatacağı. Hayat, cidden bir acaipsin…
Mezarlık değil Ankara’nın, sanırım tüm Türkiye’nin benim indimde en çirkin semtinde. Sakinleri kusuruma bakmasın, çocukluğumun o yeşil, seçkin, şirin Yenimahalle’sinin canına da o semt sayesinde okunmuştur, hıncım var yani. Son müşteri son koltuğu dolduruncaya kadar cayır sıcakta haşlama olduğumuz dolmuşun tombalak şoförü terini gömleğinin yenine silerek sonunda çalıştırdı arabayı. Yolcu koltuklarının bulunduğu sol yanın camlarından vuran Antalya’yı aratmayacak güneş beynimizde boza pişirme işlemine itinayla devam ederken sarsıla sarsıla yol almaya başladık. Çocukluğumda sık sık gelip gittiğim bir güzergahtı burası ama anımsadığım hiçbir şeyi bulamadım yol boyunca. En çok “Alemdağ Tereyağ Fabrikası”nın küçük binasını görmek isterdim ama heyhat, ara ki bulasın. En sevdiğim tereyağı markasıydı; incecik, kırmızı desenli bir yağlı kağıtla ambalajlanmış paketi hala gözümün önünde. Sonra Yenimahalle’ye girdik, neyse ki çoğu bina hala tanıdık. O güzelim 2-3 katlı eski evlerden geriye tek tük kalmış, onlar da devasa komşularının arasında omuzlarını düşürmüş süklüm püklüm durmaktalar. Kimi yıkılmış yeri boş, profilden vesikalığı komşu çirkin apartmanın yan duvarına hatıra olmuş. Arkadaşımın evi duruyor ama, her Perşembe öğleye kadar zor sabreder sonra annesinin aldığı Resimli Roman’ı ödünç istemek için zillerini çalardım. 13 yıl oturduğumuz kendi apartmanımız ve anneannemin ölene kadar oturduğu dairesi de henüz ayakta. Kavağı kesmişler ne yazık ki, iyi ki sağken görmedi kesildiğini. O evlerin de kaderi eninde sonunda yıkılmak. Hemen yan tarafta inşa edilen teleferiğin kabinleri gökyüzünde sarı benekler halinde gidip gelmekteler. 
Güneş var gücüyle boza pişirme işlemini sürdürürken uykuyla uyanıklık arası bir durumda tangır tungur yol almaya devam ettik. Çirkin apartmanlar, daha çirkin ve bakımsız gecekondular, yeni yapılmış modern siteler, TOKİ’ler, Bim’ler, Çağdaş’lar, Altunbilekler, Şok’lar, İstikbal’ler, Kilim Mobilya’lar, kuruyemişçiler, tozlu camekanlarından parıltılı giysiler görünen gelinlikçiler, yeni ve görkemli camiler, eski ve bakımsız camiler, parklar, parkımsılar, tuhafiyeciler, konfeksiyoncular, taze ekmek kokuları minibüsün içine kadar gelen fırınlar, okullar, oteller, kebapçılar, emlakçılar, cenaze levazımatçıları, mezar ve mermer atölyeleri, kalp ve gitar biçiminde mezar taşları, fidanlıklar, çiçek seraları geçtik ve sonunda geldik. Yarı sarhoş bir şekilde indik dolmuştan, görevlinin biri kapının girişindeki çimleri suluyordu hortumla, üzerimize sıçrayan su ve serinlik biraz ferahlattı. Çölden vahaya girer gibi girdik kabristana. İçerdeki camiin arka cephesinde kuş evleri varmış, onca zaman gelirim ilk kez farkettim, bir nevi toplu konut:
Güvercinler apartman sahibi edasıyla kendinden emin girip çıkıyorlardı dairelerine. Yönetici hangisi merak ettim.
Ve onca zaman gelir giderim değişmez kural olarak yine yolu şaşırdım. Sağ elimle sol kulağımı göstererek ulaştım annemin mekanına. Kendi elleriyle diktiği çamın gölgesinde, göğsünden sarı çiçekler fışkırtmış öyle sessiz yatıyordu. Ramazan ya ikisi de oruçludur muhtemelen, anneannem pıtır pıtır dudaklarını oynatarak tesbih çekiyordur, annemin de kesin başağrısı tutmuştur. Biraz konuştuk, dualadık ayrıldık. Onlarca hayrat çeşmenin neredeyse hepsinde musluk yerine kör tapa takılmış, her zaman su bidonlarıyla koşturan çocukların hiçbiri ortada yoktu, su bile dökemedik kurumuş toprağa. 
Mezarlık ziyaretleri hüzünle karışık bir huzur veriyor nicedir. Ayrı bir dünya orası, insanın kendini sorgulaması için de önemli bir sebep. Yanyana iki mezarın taşlarındaki soyadlarının “Ölmez” oluşu ne kadar ironiyse, adeta köşk  benzeri yapılmış kabirler de o kadar görgüsüzce.
Bugün böyleydi dostlar, tüm gidenlerimiz huzurla uyusun…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir